GUNCEL_MESELELER - EREĞLİ GENÇLİK - Blogcu



EREĞLİ GENÇLİK

25/11/2008 - Yorumu Yormayalım!

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

7/1/2008 - İsveç AB’den Çıkmak İstiyor

   İsveç AB’den Çıkmak İstiyor

İsveç basınında son günlerde gündemde Avrupa Birliği var.Nedeni AB tam üyesi olan ülkede, gün be gün büyüyen AB karşıtlığı.

Dünyanın kişi başına düşen ulusal geliri en fazla olan ülkelerinden biri olan İsveç’te de AB karşıtlığı büyüyor, Türkiye’mde de. Avrupa Birliği’nin egemenlik haklarına karışmasına isyan eden İsveç’te ülke genelinde yapılan ankete katılanların yüzde 55′i, AB üyeliğinden çekilmek istediğini belirtirken, yüzde 37’si AB’de kalmak istediklerini söylüyor.İsveç basını, AB’nin uzun süredir İsveç’in iç ve dış politikasına karıştığını ve bu durumun halkın tepkisine neden olduğunu yazıyor. İsveç’in AB’ye değil,AB’nin İsveç’e ihtiyacı var diyen İsveçliler kitlesel eylemlere hazırlanıyor. O İsveç ki, sosyal devlet yapılanmasıyla ilerici bir model olarak sunulan ülkelerin başında gelen İsveç.

Bilindiği gibi dünyanın en milliyetçi ve ayrıca gönençli toplumlarından İngiltere ve İsviçre de AB üyesi olmayı istemediler.Avrupa Birliği’ni kuran ülkelerin örneğin Fransa ve Almanya’nın bugünkü siyasi ve ekonomik güçlerini Avrupa Birliği’ni kurmadan önce sağladıkları da unutulmaması gereken bir gerçeklik.Ayrıca; Avrupa kıtası dışında ABD,Çin,Rusya gibi devler de büyümelerini herhangi bir birliğe girmeye borçlu değiller.
Özetle anlatmak istediğim doğal kaynakları,jeo-stratejik coğrafi konumu ama bence hepsinden de önemlisi genç nüfusu ile Türkiye’nin çağdaşlama yönünde ilerleyebilmesi için elindeki bu altın değerleri iyi değerlendirmek, iyi planlamaktan başka birşeye, Avrupa Birliği’ne ihtiyacı yok. Avrupa Birliği’nin art niyetli öğütlerini uygulamaktansa Atatürk’ün öğütlerine kulak vermek daha önemli ve hatta AB’nin istekleri ile Atatürk ilkeleri önemli ölçüde de çatışıyor.Zaman zaman “Kemalizm’den vazgeçilmesini” öneren,AB yolunda en büyük engelin “Kemalizm” olduğunu söyleyen AB sözcülerinin niyetlerini anlamak için; Atatürk’ün  6 Mart 1922’de TBMM’de söylediği şu sözlerini iyi anlamak yeterli:

Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklâl vardır ki yabancıların nasihatiyle, planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.”

Bizi temsil edenlerin üyesi olmak için kapısına yüz sürdüğü, her türlü aşağılanmaya,azara, dayatmaya varan isteklere katlanılan bu sonu belirsiz, ucu açık AB macerasında yaşanan dönüşümler Türk halkında alerji yarattı. Uyum adına çıkarılan yasaların Türkiye’ye ve Türk halkına uydurulması çabalarının terör başta olmak üzere doğurduğu olumsuz sonuçlar AB’ne olan güveni sıfıra daha da yaklaştırdı. Tüm anketlerin ortaya koyduğu gerçek şu ki Türk halkının önüne yıllar yılı varsıllaşma düşü,çağdaşlaşma hedefi olarak sunulan AB sürecini destekleyenlerin oranı, karşı çıkanların oranının altında. Tüm tek yanlı propogandalara,bu amaçla akıtılan onca AB fonuna karşın.

Özgür iradesiyle düşünemeyen, sorgulama eksikliği bulunan,sunulan seçeneklerin dışında düşünemeyen bireyleri yaratan, programlayan eğitim dizgesi, herşeye takım tutar gibi, siyah-beyaz,karşıyım-değilim genellemeci anlayışı ve kısırlığıyla bakılmasını getiriyor. AB konusuna da böyle bakılıyor.

AKP’nin oyu artıyormuş,iktidarın yarı resmi gazetelerinden birinde manşetten verilen müjde(!!) bu.2007 yılında ülkemde milyonlar meydandaydı; iktidarın ABD ve AB’nin planlarına kusursuz uyumu milli refleksi tavana vurdurdu ve ABD ve AB’den yediğimiz kazıklar,çiğnenen onurumuz kitlelere “Ne ABD, Ne AB Tam Bağımsız Türkiye!”sloganlarını attırdı.Ama gelin görün ki 22 Temmuz’da halk desteğini AB/ABD politikalarıyla en uyumlu partiye verdi.Bunun analizini sonraki yazılarımızda yapacağız.

Bakıyoruz Avrupa Birliği halkı, Türkiye'yi istemiyor... Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya'da yapılan bir ankette, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkanların oranı Fransa'da yüzde 71, Almanya'da yüzde 66'yı bulurken, 5 ülkeden hiçbirinde destek oranı yüzde 40'a ulaşmıyor.

Bakıyoruz Türk halkı da artık “olmaz olsun böyle AB süreci” diyor.Transatlantik Eğilimler 2007 raporu, Türkiye’deki AB ve Amerikan karşıtlığının yükselmeye devam ettiğini gösteriyor.

Yani ne AB halkı ne de Türk’ler, iki taraf da birbirini istemiyor.İçindeki Türk’leri yıllar yılı hazmedemeyen Avrupalı sadece Türkiye’ye özel bir düzenlemeyle “hazmedilebilme” koşulunu getirdi. Bu şu demek olabilir mi? AB macerası sonunda Türkiye AB’nin verdiği tüm ev ödevlerini yapsa bile hazmedilebildiği kadarı alınacak geri kalanı birliğin dışına!…

GÜNEŞ ERKUL

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

29/7/2007 - Seçimin kazananı belli! Kaybedilen ne?

Seçimin kazananı belli! Kaybedilen ne?
 Rıfat Okçabol/Boğaziçi Üniversitesi  27 Temmuz 2007, Cuma
22 Temmuz'da oyların yüzde 47'sini alan partinin geçmiş icraatlarıyla ilgili gelişmelere kısaca bir göz atalım:
* Bu partinin eğitim bakanı Çelik, bir günde neredeyse tüm il ve ilçe milli eğitim müdürlerini değiştirmedi mi? Seçimden hemen önce, 14-15 bin okul müdürlüğüne adamlarını getirmedi mi?
* MEB'de olduğu gibi, TRT'de bile imam hatipliler/ilahiyat kökenliler yoğun bir biçimde yetkili makamlara atanmadılar mı? Her bakanlıkta kadrolaşma olmadı mı?
* Çelik, özel okullara en büyük desteği veren hükümet olmakla övünmüyor mu? "Küreselleşmenin önünde durulmaz, amacımız Avrupa'da çalışacak eleman yetiştirmektir" demiyor mu?
* ABD-DB-AB dayatmalı yeni ilköğretim programı uygulanmaya konmadı mı? MEB'in geleceği DB-AB destekli projelerle belirlenmiyor mu?
* Bu parti, eğitimde, siyasette, dış ilişkilerde ve iktisadi konularda ABD'nin, AB'nin, IMF'nin ve Dünya Bankası'nın istediklerini yapmaya çalışmıyor mu?
* Okullarda şeriatçı gösteriler artmadı mı?
* Danıştay, Çelik'in aldığı pek çok kararı iptal etmedi mi?
* Yetkilileri Danıştay'ın iptal ettiği atama kararlarını uygulamadıkları için defalarca ceza almadılar mı?
* Başbakanlık Müsteşarı yazılarında İslam devletini öven bir kişi değil miydi?
* Meclistekilerin önemli bir bölümü hakkında soruşturma dosyaları yok muydu? Meclise yeni gireceklerin önemli bir bölümünün de soruşturma dosyaları yok mu?
* Bu parti, "dokunulmazlığı kaldıracağız" dediği halde dokunulmazlıklara dokundu mu?
* Bu parti, bir önceki dönemde çıkarılan "nereden buldun" yasasını iptal etmedi mi? Başta maliye bakanına yarayacak af yasalarını çıkarmadı mı?
* Bu parti, "bir kereye mahsus olmak üzere" TÜBİTAK yönetim kurulunu değiştirmedi mi? Danıştay bu partinin TÜBİTAK'a yaptığı atamayı iptal ettiği halde, Danıştay kararına uyuldu mu?
* Birkaç yıl önce "bir dostun desteği" ile okuyan çocuk, babası başbakan olduktan sonra gemi sahibi olmadı mı? Kimi bakan çocukları şu birkaç yılda köşe dönmediler mi?
* İşsiz sayısı beş milyona yaklaşmadı mı?
* Ücretlinin cebindeki para erimedi mi? Açlık sınırı 853'e ve yoksulluk sınırı da 2.216 yeni liraya dayanmadı mı?
* Yoksulla varsıl arasındaki uçurum giderek artmıyor mu? Dolar milyarderi sayısı artmadı mı?
* Dış ve iç borç katlanmadı mı? İhracatımızın yüzde 80-90'ı ithalata bağımlı değil mi? 
* Diyanet İşleri Başkanlığı, "Devlet memuruna sadaka ve fitre verilebilir" demedi mi?
* KİT'ler yok pahasına satılmıyor mu?
* Bankalar yabancı sermayenin eline geçmiyor mu?
* Sıcak para (yabancı sermaye) sahibi, canı sıkılınca 5-10 milyar doları piyasadan çekse, iktisadi bunalım olma olasılığı yok mu?
* Yolsuzluk, kapkaççılık, terör artmadı mı?
* Siyasal partiler yasası mı değişti? Seçimdeki yüzde 10 barajı mı kaldırıldı?
* Bir bakıma Dink'in öldürülmesine yol açan 301 sayılı yasa, yeni ceza yasası, polise aşırı yetki veren yasalar demokratik mi?
* Başbakanın danışmanı, Başbakan için ABD'ye "onu süpürmeyin, kullanın" demedi mi?
* Bu partinin liderleri, "Lan, ananı da al git; şeyini şey ettiğimin şeyi; şeyden çıkar gibi; gözünü toprak doyursun; sen sus; ..." gibi söylemleriyle öne çıkmadılar mı?
* Bu partinin lideri, "Devlet laik olur, yurttaş laik olmaz" derken yurttaşları yasalara karşı kışkırtmıyor mu?
* "Memleketi pazarlamaya geldim" derken niyetini açıklamış olmuyor mu?
* Bu partinin lideri, Cumhurbaşkanı adayını dayatmadı mı? Başaramayınca, Cumhurbaşkanını halkın seçmesi konusunda yalapşap anayasa değişikliğine gitmedi mi?  
* Bu partinin lideri, (pek çok parti lideri gibi) neredeyse tek başına 550 milletvekili adayını belirlemedi mi?
* ABD, Kuzey Irak'ta sorun yaşadıklarımızla Kıbrıs ve Ege karasuları konularında sorunlar yaşadıklarımız seçimlerde bu partiyi desteklemediler mi?
Bu liste uzar gider; yazarken bile insanın yüreğini afakanlar basıyor. Bu özet durum, demokrasinin mi, hukukun mu, emekçinin mi kazandığını gösteriyor? Bu partinin lideri "yola devam" diyerek oy aldığına göre, yukarıda özetlenen (kazananı ve kaybedeni belli) durumların önemli bir bölümü katlanarak devam edecek, kazanan daha çok kazanacak ve kaybeden daha çok kaybedecek demektir. Asıl kayıp, kolay kazananlarla yoksullaşanların sağduyularını kaybetmesi değil midir?
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

23/7/2007 - BİTTİ!

 

EY KAVMİM!

 

"Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin!

   Dönüp de bakmazsın ölülerine.

   Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvın.

   Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın.

   Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıdını.

   Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlara...

   Tanrıya yakarır ama firavunlara taparsın.

   Musa kızıl denizi açsa önünde, sen o denizden geçmezsin.

   Ey kavmim...

   Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin.

   Korkarsın kendinden olmayan herkesten.

   Ve sen kendinden bile korkarsın.

   Hazreti İbrahim olsan sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın.

   Hazreti İsayı gözünün önünde çarmıha gerseler sen başka birşeye ağlarsın.

   Gündüzleri Maria Magdalenayı orospu diye taşlar geceleri koynuna girmeye çalışırsın.

   Zebur'u Tevrat'ı İncil'i Kuran'ı bilirsin, Hazreti Davut için üzülür ama Golyat'ı tutarsın.

   Ey kavmim...

   Sen ki peygamberlerinin dediklerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin.

   Dönüp de bakmazsın ölülerine.

   Lut kavminden de değilsin.Hazdan olmayacak mahvın.

   Ama sen kendi acına da yabancısın.

   Kadınların siyah giyer, kederle solar tenleri ama onları görmezsin.

   Her kuytulukta bir çocuğun vurulur ama aldırmazsın.

   Merhamet dilenir şefkat dilenir , para dilenirsin ve nefret edersin dilencilerden.

   Utancı bilir ama utanmazsın.

   Tanrıya inanır ve ama firavunlara taparsın.

   Bütün seslerin arasında yalnızca kırbaç sesini dinlersin sen.

   Ey kavmim...

   Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

   Sana yapılmadıkça işkenceye karşı çıkmazsın.

   Senin bedenine dokunmadıkça hiçbir acıyı duymazsın.

   Örümcek olsan Hazreti Muhammed'in saklandığı mağaraya bir ağ örmezsin.

   Her koyun gibi kendi bacağından asılır.

   Her koyun gibi tek başına melersin.

   Hazreti Hüseyin'nin kellesine sen vurmaz, ama vuranı alkışlarsın.

   Muaviye'ye kızar ama ayaklanmazsın.

   Hazreti Ömer'i bıçaklayan ele sen bıçak olursun.

   Ey kavmim...

   Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

   Ölülerine dönüp de bakmazsın.

   Lut kavminden de değilsin, hazdan olmayacak mahvın.

   Ama arkana baktığın için taş kesileceksin.

   Ve sen kendine bile ağlamayacaksın.

   Komşun aç yatarken sen tok olmaktan haya etmezsin.

   Musa önünde kızıl denizi açsa o denizden geçmezsin.

   Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.

   Ey kavmim...

   Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

   Ey kavmim;

   Tek tek öldürülürken insanların, sen korkudan öleceksin...
 

AHMET ALTAN

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

24/5/2007 - Türkiye'nin Nükleer Macerasından Kim Rahatsız?

Türkiye'nin Nükleer Macerasından Kim Rahatsız?

Behiç Gürcihan
(Kıvanç Değirmenli)

 

Birileri Türkiye'nin nükleer macerasından rahatsız.

Uzun yıllar önce; İngiltere'nin koordinatörlüğünde Pakistan'la Türkiye arasında imzalanan özel anlaşmalarla başlayan bu nükleer birliktelik son yıllarda daha kamuya maledilen bir boyut kazanmaya başladı.

( Kenan Evren'le Pakistan Devlet Başkanı Ziya Ül Hak arasındaki o aşırı sevgi gösterilerini herkes "iki diktatörün aşkı" olarak yorumlardı ama nedense Türkiye'nin Pakistan Devlet Başkanları ile bu aşırı aşkı bugünde Müşerref ile sürüyor. Türkiye-Pakistan yakınlığını daha derinden incelemek isteyenlere romantik bir tüyo vermiş olalım)

Ertelene ertelene dünya ihale tarihine geçen nükleer santral ihalelerinde somut bir noktaya gelindi...

Daha sonra kamuoyuna İncirlik üssünde 60 tane nükleer bomba olduğu bilgisi sızdırıldı; bu gizli bilgi açık bilgi haline dönüştürüldü.

ABD ile Türkiye arasında 26 Temmuz 2000 tarihinde imzalanan ama bir türlü Bakanlar Kurulu'ndan geçmeyen "Nükleer Enerjinin Barışçıl Kullanımına İlişkin İşbirliği Anlaşması" ve ekindeki mutabakat zaptı 09 Temmuz 2006 tarihinde, yani anlaşmanın imzalanmasından tam altı ay sonra imzalandı. Bu anlaşma ile Türkiye'nin nükleer enerji macerası ABD'nin denetimine açıldı.

Tesadüfe bakın ki; aynı dönemlerde dünyadaki nükleer lobinin en güçlü şirketlerinden dünya devi General Electric ; Garanti Bankası üzerinden İstanbul semalarına yerleşti.

Türkiye'de nükleer santral kurulması ve işletilmesinin çerçevesini belirleyen yasa bir kaç gün önce 10 Mayısta sessiz sedasız TBMM'den geçti.

Bütün bunlar İran'ın nükleer macerasının dünya kamuoyunda yeni bir savaşın bahanesi olarak sahnelenmeye başladığı dönemde gerçekleşti.

Çok ilginçtir;

kitabının İngilizce'ye çevrilmesi ile ilgili olarak ABD'ye giden Zülfü Livaneli'yi Harvard'daki temasları sırasında oradaki "uzmanlar"

"Dünyada çalınmış 404 nükleer bomba var"

cümlesi ile tohumladılar ve bu tohum Türkiye'de Habertürk üzerinden kamuoyunda filizlendirildi.

Kamuoyunun "terörist nükleer bomba" korkusu tazelendi.

Dikkatinizden kaçmasın; 400 bomba değil, 497 bomba değil; 404 bomba denildi. 404'ün sembolük anlamını araştırmayı; bu yazının çerçevesini saptırmamak adına sizlere bırakıyorum.

Nükleer macerasını Anglo-Sakson "müttefiklerinin" gözetiminde ve denetiminde Pakistan üzerinden derinleştiren ve bugünlere gelen Türkiye'de son bir hafta içinde iki olay meydana geldi.

Biri;

İran'ın Tebriz kentine gitmek üzere Trabzon'dan havalanan iki kişilik özel bir uçağın enkazı; radardan kaybolduktan iki gün sonra Soğanlı dağlarında bulundu.

İngiliz pilot Mihiael Newman'ın kullandığı uçağın diğer yolcusu ise Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in emir subayı ve pilotu emekli general Zakaullah Bhangoo idi.

İçişleri Bakanı'nın "olay araştırılıyor. Sözkonusu kişiler izlenmekteydi" sözleri ; uçağın yolcularının niteliği konusundaki şüpheleri bir kat daha arttırdı.

İkinci olay ise bugün yaşandı.

Ankara Ulus'ta gerçekleştirilen bombalı saldırıda 6 kişi yaşamını yitirirken; onlarca vatandaşımız yaralandı.

Tesadüfe bakın ki; bu olayda da ölenlerden biri, yaralananlardan da dördü Pakistan'lı.

Ankara'da Savunma Sanayi fuarına katılmak için bulundukları sırada; insan trafiğinin çok yoğun olduğu, dolayısı ile takip-karşı takip operasyonları için ideal bir coğrafya sağlayan Ulus'ta bir intihar saldırısının kurbanları arasında yeraldılar.

Bir hafta ara ile Türkiye; 6 Pakistanlının ölümü ile sonuçlanan iki kritik olaya sahne oldu.

Bu sahneyi anlamlandıran iki ayrıntı daha mevcut.

Biri ; bu eylemin Edip Başer'in görevinden alınması ile ilgili yaptığı basın toplantısı ile aynı güne denk gelmesidir.

İkincisi ve daha anlamlısı ise; Yaşar Büyükanıt'ın; kuvvet komutanları ile birlikte olay yerini incelemeye gitmesidir.

Yaşar Büyükanıt daha önce ne zaman bir bombalama olayı sonrasında ordunun varlığını hissettirmişti hatırlıyor musunuz?

HSBC bombalamaları sonrasında; medya kadrajına sokulmasa da,
1. Ordudan bazı birimler hemen olay yerine sevkedilmişti.

1. ordunun o dönemki komutanı kimdi? Yaşar Büyükanıt.

Kendisi Ulus'taki bomba olayı sonrasında olay yerinde yaptığı inceleme ve "bu olay organize bir terör eylemi" mesajı ile bu saldırının askeri bir saldırı olduğunu gördüklerini mesajını karşı tarafa iletmiş oldu.

Patlayıcı C-4; 404'ün ilk dördü.

En az bir tane daha var.

Yaşar Paşa; başka büyük şehirlerde de olabilir derken bu ikinci 4'ü kastetti.

Kerkük senaryosu derinleşiyor sevgili okur.

Türkiye'nin "müttefikleri" ile ilişkilerini Türkiye aleyhine gittikçe derinleştirecek Kerkük ve Nükleer Enerji rotalarının birilerini; Türkiye'yi yönetenleri rahatsız ettiğinden daha fazla rahatsız ettiği anlaşılıyor.

Bombaların kaynağını doğru tespit eden Yaşar Paşa'nın; bu tahrike kapılmamasını ve yaşadığımız ikonik terör çağında Ulus'taki bombayı çok daha derinlikli okumasını umut ediyoruz.

Ve Bilderbergcilere ufak bir notumuz var:

"Yaşar Paşa'nın kasettiği ikinci bombayı ciddiye alsanız iyi edersiniz"

Ne olur ne olmaz. Ulus'taki gariban öldüğü ile kalır; sizsiz bu dünya ne yapar!


(Not : Yazının başlığındaki ikonik terör kavramı ile neyi kasettiğimizi merak edenleri, 26 Temmuz 2005 yılında kaleme aldığımız ;
"İkonik Terör döneminde Uluslararası Koloni Yaratma Sanatı"
başlıklı Jeo-Kritik raporunu okumaya davet ediyoruz)


B.G.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

16/4/2007 - Buş Beyinli-1

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12/4/2007 - Buş Beyinli-2

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

8/4/2007 - Buş Beyinli-3

ELİNDEKİ KİTABA DİKKAT! :))))))))))))))

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

4/4/2007 - Buş Beyinli-4

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

21/3/2007 - Utanç Tablosu

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

ERGENÇ

EREĞLİ(Konya) GENÇLERİNİN BULUŞMA ADRESİ

Son Yorumlar

İçimdekiler

Ana Sayfa
Kimlik
Öncekiler
Elmek
KAHRAMAN ORDUMUZ

Bakalım

Biz Bize

derin
hamitakcay
ibnarabi
sufikalbi
pcard
mustafa nazif
baska
ivriz
Ahmet KOÇAK
ereglim
oguzhangencer
kerkukunsesi
Blogcu Yardım
genocide
hukuksal
topbaserhan
benyaziyorum
benyaziyorumsiyaset
haberciteam
koookle
benyaziyorumflashheader
bassullumuhasebe
ersancaktar
hamithankocak
alialimturk